Skip to content

Hakkımızda

AYKUT KENCE HAKKINDA
Tarihte iz bırakmak dediğimizde aslında hep şimdiki zamanda devam eden, fiziki yitirilmişliğin bıraktığı acı boşluğun hep bir adım ötesinde ilerleyen bir tür ölümsüzlüğü kast ederiz. 1 Şubat 2014te yitirdiğimiz ülkemizin büyük evrimsel biyoloğu ve genetikçisi Aykut Kence için de yakınları, meslektaşları ve öğrencileri açısından hep bu tür bir yok olmazlığın elle tutulamazlığın yaratacağı gerilimin yaşamlarına damgasını vuracağını söylemek yanlış olmayacaktır.

Aykut Kence Türkiye’nin tarihsel olarak ilk gerçek evrimsel biyoloğuydu. Ancak buradan Aykut hocanın ilk olmakla bir dönemi başlattığı, ardından kendi tarihsel vazifesini tamamlayıp memleketin şu kısa bilim tarihinde geçmişin köşesine çekildiği şeklinde bir sonuç çıkarılmaması gerekir. Aykut Kence sahip olduğu son derece yüksek evrimsel genetik ve ekoloji donanımıyla, parlak zekasını muhterisin kifayetsizliğine dönüştürmeyen mütevazılığıyla yaşamının son günlerine dek nitelikli çalışmalar yapmaya devam etti. Yaşamının önemli bölümünü kapsayan hastalığının şiddetine aldırmadan büyük bir mütevazılıkla çalışması, karıncayı incitmekten çekinen sakin halinin verdiği bir yaşsızlık hissi, incelmiş kentli terbiyesiyle ışıldayan dostluğu Aykut hocayı unutulmaz kılan nüveleri olsa gerek.

Aykut hocanın yaşamı, kimi zaman düş kırıklıkları yaşayarak da olsa, titizliğinden taviz vermeden devam ettiği oldukça önemli bilimsel araştırmalarla doludur. Aykut Kence, Türkiye’deki avam evrimciliğin sirk gösterilerinin evrim karşıtlığının vodvilleriyle birlikte zihni bulandırdığı memleket ortamında evrimi gerçekten çalışan ya da evrimsel biyolojiye ciddi ilgi göstermiş kesimler haricinde pek bilinmeyen bir insandır. Aykut hocanın kendisi de zaten avam evrimciliğin aktörleri arasında asla anılmak istemezdi. Ancak hoca çok uzun yıllardır memleketteki evrim karşıtlığına ciddi eleştiriyi yapan, “zamanın ruhuna” bakmaksızın evrim karşıtlığının akıl tutulmasına nesnel ve içeriği hep yüksek şekilde mücadele veren birisiydi. Yirmi yıl kadar önce, 90’ların ortasından itibaren iyice gemi azıya alıp, devlet zincirinin Genelkurmayından Posta İşleme Müdürlüğüne kadar her bir halkasına “Darwinizm Doğu Anadolu’daki bölücü terörün sebebidir” başlıklı kâğıda dökülmüş delirme hallerini de gönderen evrim karşıtlığının beslendiği siyasal korku ve terör ortamında, Aykut hoca ve teşviklediği bir avuç idealist geri adım atmamıştı. Ne tür bir müdahale olduğu her taraftan beyin hücresi öldürmeye devam eden 28 Şubata değin süt dökmüş kedi pozisyonunda olup, bu tarihten sonraki siyasal atmosferde aslan kesilen “evrim savunucularına” bakıldığında, Aykut Kence’nin dönemlere bağlı olmayan ödünsüz dik duruşunu fark etmemek olanaksızdır.

Aykut Kence Okulu

Aykut hocanın çalışmaları içinde çok çok önemli bir tanesi vardır ki, hocaya sancılı süreç ve deneyimler yaşatmış ayrımcı bir bilim politikasına karşı verdiği zaferi yansıtması bakımından da önemi büyüktür. Dobzhansky’nin parlak öğrencilerinden Lee Ehrman, 1960’ların sonunda “nadir erkek avantajı” olarak anılan bir hipotez ortaya atmıştı. Bu hipoteze göre, bir populasyonda görece nadir bulunan genetik varyanta sahip erkekler bir şekilde daha çok eşleşme yapmaktaydılar. Dolayısıyla, nadir genetik varyant bu şekilde popülasyonda yitmeden kalacağından, bir tür frekansa bağımlı seçilim sonucu popülasyonda hep belli bir düzeyde genetik çeşitlilik bulmak mümkün olacaktı. Yine aynı yıllardaki temel bir evrimsel sorun, bir populasyondaki genetik çeşitliliğin genoma yayılmış geniş bir heterozigotluk sonucu nasıl devam ettirileceğiydi. Zira artan heterozigotluk mutasyonla belli oranda ortaya çıkan zararlı ve çekinik genetik varyantların da maskelenmesi anlamına geleceğinden bu “genetik yük” eninde sonunda popülasyonun çöküşüne yol açacaktı. Ancak heterozigotlukla maskelenerek birikmek yerine, nadir genetik varyantlar dalgalanan ve frekans dengelerine ulaşan bir seçilimle-tıpkı nadir erkek avantajının sağlayacağı gibi-populasyonda hep kaldığında, belli bir genetik çeşitlilik, genetik yüke bağlı olmaksızın popülasyonda bulunacaktı. Genetik çeşitliliğin varlığı evrimleşme potansiyeli anlamına geldiğinden, nadir erkek avantajı hipotezini doğrular gözüken olgular evrimsel biyolojinin bu handikapını ortadan kaldırıyor gibiydi. Dolayısıyla, nadir erkek avantajı çarpıcı ve sorun çözen bir yaklaşım olarak büyük bir sükseyle evrimsel biyolojiye girdi.

Aykut Kence’nin bu konuya ilgisi ise tam bu noktadaydı. Aykut hoca, önce 70’lerin sonunda sonra da 80’lerin ortalarında geliştirdiği matematiksel modellerle nadir erkek avantajının bir deney hatası olduğu gösterdi. Hocanın bunu kabul ettirmesi hiç de kolay olmadı ama 1985’te Amerikan Naturalist dergisinde yayınladığı ve bir matematiksel yalınlık ve bilimsel açıklık klasiği çalışmasıyla nihayet bu gerçeği bilim dünyasına büyük oranda kabul ettirdi. Darwin’in çizdiği evrimsel biyolojik ve evrimsel genetik yolun mümtaz ve parlak bir temsilcisi olan Aykut hocanın, evrimsel biyolojinin büyük bir sorunsalının yanlış pencereden ele alındığını göstermesi onu tanıyanlar açısından şaşırtıcı olmasa gerek.

Aykut hoca 1974’te ODTÜ’ye geldikten sonra evrimsel genetiğin çok değişik pencerelerinden son derece önemli çalışmalar gerçekleştirdi, onlarca bilim adamını yetiştirdi. Bu çalışmaları öğrencileri ve meslektaşlarının kaleminden önümüzdeki günlerde değişik ortamlarda dile getirilecek.

Aykut hoca hakkında anlatacaklarım hayli çok ama bunları şimdilik başka bir yere bırakarak, bu yeri doldurulması çok güç insanı ve bilimciyi, eşsiz hocamı saygı ve özlemle anıyorum.

*Ergi Deniz Özsoy’un 01,02,2014 ve 15,02,2014 tarihlerinde soL Haber’de yayınlanmış “Aykut Kence” ve “Aykut Kence Okulu” isimli yazılarından alınmıştır.